EBU CENDEL 
O, imanıyla demir kafesleri, bukağıları, prangaları parçalayan yiğit...
Ebu Cendel onun künyesi’dir; ismi, el-Âs’dır. Babasının adı Süheyl, dedesinin adı, Amr’dır. Kureyş kabilesinin El-Âmirî kolundandır. Müslümanların ağır işkence ve eziyet gördüğü dönemde Mekke’de Müslüman oldu. Ailesi Müslüman olduğunu öğrenince çılgına döndü, imandan ve İslamdan döndürmek için türlü işkenceler yaptı. Başaramayınca babası Süheyl onu demir bir kafese koyup elini ayağını zincirlerle bağlayarak hapsetti.
Müşrik heyetinin başkanı baba Süheyl.
Hudeybiye antlaşmasının yapıldığı gün babası Süheyl Müşrik Mekke heyetinin temsilcisiydi. Bu tür görüşmelere onu gönderirlerdi. Kureyş adına görüşmeleri o yürütmüş, anlaşmayı o imzalamıştı.
Anlaşma şartlarının görüşülmesi, yazılması ve imzalanması işlemi henüz tamamlanmıştı ki Süheyl’in oğlu Ebu Cendel çıkageldi. Pranga ve kelepçeler ellerini ve ayaklarını parçalamıştı. Bu halde kaçarken yorgun ve bitkin düşmüştü. Yürekleri parçalayan yara bere içinde Hudeybiye’ye geldi; kendini Hz. Peygamber’in önüne attı, O’nun ayaklarının dibine yığılıverdi.
Ebu Cendel babasına geri veriliyor.
Peygamber Efendimiz onu bu perişan halde görünce çok üzüldü. Anlaşma yapılmış ve imzalanarak yürürlüğe girmişti. Babası Süheyl’in ısrarıyla barış anlaşmasına:”Mekke Müşriklerinden her kim Müslüman olur ve Medine’ye veya Allah Rasulüne sığınırsa, onun müşriklere geri verileceği” barışın bir şartı olarak yazılmıştı.
Hz. Peygamber tarifi imkânsız bir üzüntünün acılarını yüreğinde hissediyordu. Ebu Cendel’in perişan hali ve yalvaran bakışları gözünün önünden gitmiyordu. Süheyl’e: Oğlunu bana bağışla, bunu anlaşma şartları dışında tut, diye ricada bulundu. Fakat Süheyl söz konusu olan oğlu bile olsa, çok acımasız bir küfür ve şirk içindeydi. Hiç insafı yoktu. Oğlum Ebu Cendel'i bana geri vermezsen anlaşma olmaz; yaptığımız bu anlaşma gereği senden ilk olarak oğlumu bana iade etmeni istiyorum, dedi. Süheyl’e söz anlatmak imkânı yoktu. Kara bir cehalet ve kör bir inat içindeydi. Hz. Peygamber, yüreği yanarak onu babasına teslim etti. Ona: Sabret, Allah yardım edecek, bir çıkış yolu gösterecektir, diyerek teselli etti ve ümit ışığı gösterdi.
Ebu Cendel babası tarafından eli ayağı bağlanıp Mekke’ye götürüldü ve tekrar demir kafese hapsedildi.
Ebu Basîr de Müşriklere geri veriliyor.
Ebu Cendel’in tekrar hapsedilip türlü işkencelere uğratıldığı günlerde, yeni Müslüman olan Ebu Basîr de zincirlenmişti. Günleri ve geceleri işkencelerle geçiyordu. Acımasız işkencelere ve baskılara maruz kalan ebu Basîr, bir yolunu bulup bağlarından kurtuldu ve Medine’ye gelip Rasulüllah efendimize sığındı.
Kureyş hemen iki adam gönderip Ebu Basîr’i geri istedi; “ Bizimle imzaladığın anlaşma gereği Müslüman olarak sana gelen her kişiyi bize geri vereceğine söz verdin, Ebu basîr'i bize iade et, dediler. Hz. Peygamber onu, anlaşma gereği gelen iki Mekkeliye teslim etti. Onlar Ebu Basîr’i yanlarına alıp yola çıktılar. Zül’huleyfe’ye geldiklerinde dinlenmek için mola verip bineklerinden indiler. Bir yere oturup yanlarında taşıdıkları hurmaları çıkarıp yemeye başladılar. Kendilerinden gayet eminlerdi. Ebu Basîr kurnaz bir insandı, onlardan birine: Vallahi kılıcın çok güzelmiş, dedi. Adam kılıcını kınından çıkardı ve: Evet, Vallahi o çok iyi bir kılıçtır; onu bir kere denedim, sonra tekrar denedim, iyi bir kılıç olduğunu tekrar tekrar tecrübe ederek gördüm, dedi.
Ebu Basîr kurtuluyor ama...
Ebu Basîr: Gerçekten çok güzelmiş, müsaadenle edersen bakabilir miyim, dedi. Adam bakmasına izin verdi. Kılcı eline alan Ebu Basîr, ani bir kılıç darbesiyle adamı yere seriverdi. Diğer adam korkudan dehşete düşüp Medine’ye doğru kaçtı ve koşarak Mescid-i nebiye e daldı. Peygamber (s.) onu görünce: Bu korkunç ve dehşet verici bir olaya, şahit olmuş, dedi. Adam telaşla Rasulüllah’ın(s.) önüne geldi: “Vallahi arkadaşım öldürüldü. Ben de öldürüleceğim; korkuyorum” diyebildi. Az sonra Ebu Basîr Mescid-i Nebiye girdi: Hz. Peygamberin önüne geldi: “Ey Allah’ın Peygamberi! Sen sözünü tuttun, anlaşma gereği beni onlara teslim ettin, Allah da beni onlardan kurtardı, dedi.[1]
Hz. Peygamber(s.): “Savaş’ın fitilini ateşlediğinden dolayı, vay geldi/yazık oldu bunun anasının başına” mealindeki darbı meseli söyledi ve: ” Keşke yanında yardım edecek biri olsaydı” temennisinde bulundu; işin sonunun varacağı noktaya işaret ederek sözünü bitirdi.
Ebu Basîr Sîfül-Bahr’da.
Ebu Basîr Hz. Peygamberin bu sözünü işitince Müşriklere geri verileceğini anladı ve hemen Mescid-i Nebi’den çıktı, Kızıl deniz sahilinde “Sîfül-Bahr” denilen, Mekke ve Şam ticaret yolu üzerinde bulunan bir yere, yerleşti.
Ebu Cendel ve Ebu Basîr’in buluşuyor.
Ebu Cendel hapsedildiği demir parmaklıklardan kurtulup tekrar kaçtı ve bu defa Sîfül-Bahr’da bulunan Ebu Basîr’in yanına gitti, ona katıldı. Rasulüllah’ın:”Keşke yanında ona yardım edecek biri olsaydı” dediği sözü gerçek oluyordu. O kişi Ebu Cendel oldu.
Bunların dışında Müslüman olan ve eziyet gören başka gençlerde Mekke’den kaçıp Ebu Basîr ve Ebu Cendel’e katıldılar. Bunların sayısı önceleri yetmişe ve en son üç yüze kadar ulaştı. Bu topluluğun Lideri Ebu Basîr’di. Ebu Cendel ise bunlara namazda imamlık yapıyordu. Mekke ile Şam arasında gidip gelen Kureyş’in ticaret kervanlarına baskın düzenliyor ve mallarına el koyuyorlardı. Yol güvenliği kalmamış ve Mekke halkının ekonomisi bozulmuştu.
Rasulüllah’ın mektubu ve Ebu Basîr’in vefatı.
Kureyş ileri gelenleri Ebu Basîr ve arkadaşlarının saldırılarından göz açamadıkları için Hz. Peygambere mektup yazıp elçiler gönderdiler: “ Allah için ve sıla-i rahim/akrabalığımız hakkı bizi kırma, şu maddeyi kaldıralım; bundan böyle Ebu Basîr ve onun gibi onlardan kim sana gelirse o güvendedir. Müslüman olup sana sığınanlar geri istenmeyecektir. Ebu Basîr ve arkadaşlarının Medine’ye kabul et; anlaşmanın ilgili maddesinin iptal et, dediler. Bu istek Hz. Peygamber(s.) tarafından kabul edildi ve anlaşmanın söz konusu maddesi ilga edildi. Allah Rasulü (s.) Ebu Cendel ve Ebu Basîr’e Mektup yazarak her ikisini, arkadaşlarıyla birlikte Medine’ye davet etti. Mektup geldiğinde Ebu Basîr ölüm döşeğinde hasta yatıyordu. Allah Rasulünün mektubu kendine ulaşınca eline aldı, Mektubu okurken vefat etti. Ebu Cendel onu yıkadı, namazını kıldırdı, olduğu yere defnetti ve kabri üzerine bir mescit yaptı. Ebu Cendel ve arkadaşları Medine’ye gelip Rasulüllah Efendimize kavuştular.[2]
Ebu Cendel, Ebu Basîr ile beraber olduğu günlerde duygularını şöyle dizelere döktü:
Acaba Ebu Cendel’den Kureyş’e bir haber ulaştı mı?
Benim Kızıldeniz sahilinde insanca özgür yaşadığımı biliyorlar mı?
Onlar bilsinler ki ben, ellerindeki kılıçları ışıl ışıl parlayan,
Attıkları oklar hedefe yağmur gibi yağan bir topluluktayım.
Müslüman olduktan sonra müşriklere dostluğu kesip atan,
Allah ve Rasulüllah dışında dost tanımayan, gerçek dostlar arasındayım.
Ey Kureyş! Allah bize, bir zafer, ya da çıkar yol açacaktır mutlaka,
Batıl hiçbir zaman galip gelemez; zafer daima hakkındır, daima!
Kişi Müslümanlığından dolayı selamete erer veya şehit olur ama
Kâfirlerle, müşriklerle dost olmaz, iş birliği yapmaz, asla ve kat’a.
Ebu Cendel’in babası Süheyl sonradan Müslüman olmuştur. Baba oğul Peygamber efendimizin(s.) vefatından sonra yapılan savaşlara sürekli katılmışlar ve Hz. Ömer'in Halifeliği döneminde Şam’da her ikisi de şehid olmuşlardır.[3]
16.05.2010
Hasan ERSÖZ
[1] Ebu Bekir Es-Sekafî, El-İstîâb, 2/13
[2] -El-İstîâb 2/16
[3] Ebu Bekir Es-Sekafî, El-İstîâb, 2/13 |