|
İBADET BİLİNCİ
İbadetin anlamı:
İslam’da ibadet kavramı, Allah Tealanın sevdiği, razı ve hoşnut olduğu her türlü söz; gizli ve açık her türlü ameldir. İbadet tevazu ve sevgiyi en üst seviyede tazammun eder, özünde taşır. İbadetler bu bilinç ile eda edilirse hedefe götürür. Bilinçsiz ibadet faydasızdır.
Allah kullarına elçileriyle yol göstermiştir.
وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُون
Yüce Allah(c.c.): “ Ey Muhammed! Biz senden önce her ne zaman bir elçi gönderdiysek ona: Benden başka hiç bir ilah yok, sadece bana ibadet et, diye vahiyle bildirdik.”[1]
Bu ayeti Celile’den: Hz. Muhammed’in (s.) son Peygamber olduğunu, kendisinden önce de peygamberler gönderildiğini; her peygambere Allah’ın vahiy yoluyla bilgi verdiğini, Peygamberlere gelen vahiylerin temel ve değişmez konusunun: “ Allah’ın bir olduğu, O’ndan başka hiç bir tanrı olmadığı, ibadetlerin sadece Ona yapılması gerektiğini” hakikatini anlıyoruz.
Sırat-ı Müstakîm, Allah’a ibadet yoludur
إِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ
AllahTaâla: “ Benim sizi kendisine davet ettiğim Allah benim ve sizin Rabbiniz/Sahibiniz/yaratanınız/Rızık vereninizdir. Gecikmeden hemen O’na ibadet edin. Bu en doğru yoldur.”[2]
Ayet-i Celile’den: Peygamberlerde dâhil bütün halkın yaratıcısı ve Rabbinin Allah olduğunu, ibadetlerin O’na yapılması gerektiğini, İslam’ın Sırat-ı Müstakîm diye ifade edilen en doğru ve aşırılıklardan uzak, hedefe en kısa yoldan götüren din olduğunu öğreniyoruz.
Allah’ın yüce ve eşsiz vasıfları
ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ (102) لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
Yüce Allah: “ İşte sizin Rabbiniz olan Allah: O’ndan başka tanrı yoktur. Her şeyin yaratıcısı O’dur. O’na ibadet edin! O her şey üzerinde vekildir, yöneticidir. Gözler O’nu idrak edemez, göremez; ama O, gözleri idrak eder, görür. O Latif’tir/maddi değil manevidir; Habîr’dir/ her şeyden habrdardır.”[3]
Ayetten öğrendiklerimiz: Allah Yegâne Mabut’tur. Her şeyin Yaratıcısı O’dur. İbadet O’na layıktır. Her şeyin hâkimiyeti elindedir. Evreni O yönetir. Gözler O’nu göremez, çünkü O maddi değildir. Gözler sadece görme aralığına giren maddeleri görebilir. Allah insanların görebileceği buutlarda değildir. O Habir’dir. Her şeyden ve gizli açık küçük büyük her varlık ve olaydan haberdardır. Bütün bu vasıfları sebebiyle ibadet sadece O’na yapılmalıdır.
manevidir, maddi değildir. Gözler ise maddi olanları görür, latîf ve manevî olanları göremez. Allah Habîr’dir, her şeyden haberdardır. Hiç bir haber O’ndan gizli olamaz.
İbadet şükürdür
أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَلَّى حَتَّى انْتَفَخَتْ قَدَمَاهُ فَقِيلَ لَهُ أَتَكَلَّفُ هَذَا وَقَدْ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ فَقَالَ أَفَلَا أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا
Sevgili Peygamberimiz (s.) namaz kılarken ayakta uzun süre kalmaktan dolayı ayakları şişmişti. O’na: Kendini bu kadar neden zorluyorsun? Oysa ki Allah senin, geçmişte işlediğin ve gelecekte işleyeceğin günahların varsa, bunların hepsini peşinen bağışladı, denildi. Peygamberimiz(s.): Allah’a (bana verdiği nimetlere karşılık) çok şükreden bir kul olmalı değil miyim, diye karşılık verdi.[4]
Hadisten: Peygamberimizin çokça nafile namaz kıldığını, namazlarında uzun ayetler okuduğunu, Ayakta kalma sebebiyle ayaklarının şiştiğini, öğreniyoruz. Peygamberimize neden dolayı ayakları şişecek kadar çok ibadet etiğİ sorulduğunda, Şükür görevine dikkat çekiyor. Bundan namazın bir yönüyle şükür olduğunu, nimetlerin çokluğu nispetinde, o nimetlerden faydalanın da şükrünü arttırmasının gerektiğini, anlıyoruz.
Dua İbadettir
عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَة { قَالَ رَبُّكُمْ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ }
Peygamber Efendimiz(s.): “ Dua, o ibadetin kendisidir.[5]”buyurdu, sonra, “Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, size cevap vereyim[6]” ayetini okudu.
Ayeti- Celile'den; Duanın, tam anlamıyla ibadet olduğunu, Yapılan duaları mutlaka cevap verileceğini, cevap vermenin kulun isteğinin tıpa tıp aynısını kabul etmek değil, onun haline uygun olanın verilmesi olduğunu, anlıyoruz.
Bazı ibadetler daha çok kazandırır
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمْ اللَّهُ فِي ظِلِّهِ يَوْمَ لَا ظِلَّ إِلَّا ظِلُّهُ إِمَامٌ عَادِلٌ وَشَابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ اللَّهِ وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ بِالْمَسْجِدِ إِذَا خَرَجَ مِنْهُ حَتَّى يَعُودَ إِلَيْهِ وَرَجُلَانِ تَحَابَّا فِي اللَّهِ اجْتَمَعَا عَلَى ذَلِكَ وَتَفَرَّقَا وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خَالِيًا فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ وَرَجُلٌ دَعَتْهُ ذَاتُ حَسَبٍ وَجَمَالٍ فَقَالَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ فَأَخْفَاهَا حَتَّى لَا تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا تُنْفِقُ يَمِينُهُ
Sevgili Peygamberimiz(s.) buyurdu ki: “ Yedi kişi vardır; Allah onları hiçbir himaye ve korumanın olmadığı hesap gününde kendi gölgesinde, himayesinde gölgelendirip korur. Adaletli devlet yöneticisi, şahsiyeti Allah’a ibadet ederek gelişen genç kişi, ibadet yapıp cami ve mescitlerden çıktıktan sonra tekrar camiye dönünceye kadar gönlü oraya bağlı olan kişi, birbirlerini Allah aşkıyla seven, bir araya gelmeleri ve ayrılmaları Allah sevgisine dayalı olan iki kişi, kimsenin olmadığı yerde Allah’ı hatırlayınca Allah’a olan aşk ve hasretinden gözlerinden yaşlar boşanıp ağlayan kişi, Kendisini güzel ve saygın bir kadın birlikte olmaya davet ettiğinde, ben Allah’tan korkarım, deyip reddeden kişi, Yoksullara tasaddukta bulunan ve sadakasını, sağ elinin verdiğinden sol elinin haberi olmayacak derece gizleyen kişi.[7]”
Hadisi Şeriften: Adaletli olmanın, geçliğinde ibadete özen göstermenin, mescit ve camilerde toplu ibadet yapmanın, İnsanları Allah için sevmenin, Yalnız iken Allah aşkıyla göz yaşı dökmenin, Allah’a saygı duyup çok çelici olsa da yasaklarından sakına bilmenin, sadaka vermenin ve sadakayı gizlemenin Allah’ın hoşuna giden önemli birer ibadet olduklarını, bunları yapanların Allah yanında önemli ve özenilecek bir konumda olacaklarını anlıyoruz.
Allah ile kul arasındaki hukuk
عَنْ مُعَاذٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: كُنْتُ رِدْفَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى حِمَارٍ يُقَالُ لَهُ عُفَيْرٌ فَقَالَ:
يَا مُعَاذُ هَلْ تَدْرِي حَقَّ اللَّهِ عَلَى عِبَادِهِ وَمَا حَقُّ الْعِبَادِ عَلَى اللَّهِ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ قَالَ فَإِنَّ حَقَّ اللَّهِ عَلَى الْعِبَادِ أَنْ يَعْبُدُوهُ وَلَا يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَحَقَّ الْعِبَادِ عَلَى اللَّهِ أَنْ لَا يُعَذِّبَ مَنْ لَا يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلَا أُبَشِّرُ بِهِ النَّاسَ قَالَ لَا تُبَشِّرْهُمْ فَيَتَّكِلُوا
Sevgili Peygamberimiz(s.) bir gün bindiği merkebinin terkisine genç bir delikanlı olan Muâz bin cebeli bindirmiş bir yere gidiyordu. Zamanın her anını Allah adına, ilim namına değerlendirmeyi iyi bilen Allah Rasulü:
- “Ey Muâz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir, bilir misin, dedi?
Muâz (r.): - “ Allah ve O’nun elçisi en iyi bilir” dedim.
Allah Rasulü(s.):-“ Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, Ona şirk koşmadan inanmaları ve ibadet etmeleridir. Kulların Allah üzerindeki hakları ise, Allah’a şirk koşmadan inanan kullarına azap etmemesidir, dedi.
Muâz(r.): -“ Ey Allah’ın Peygamberi(s.): Bu bilgiyi insanlara söyleyerek onlara müjde vermemeli miyim, dedim.
Hz. Peygamber (s.): “ – Hayır, müjdeleme! Yoksa ibadet yapma konusunda tembellik ederler, buyurdu.”[8]
Hadisi Şeriften: Kulların Allah’a karşı görevleri olduğunu, bu görevleri hakkıyla yapmaları halinde Allah’ın kullarına azap etmemeyi kendisine taahhüt ederek vazife telakki ettiğini, kullar olarak bizlerin ibadet konusunda tembellik yapmamamız, aksine gayretli olmamız gerektiğini öğreniyoruz.
30.05.2010
Hasan ERSÖZ
[1] Enbiya 21/25
2 Ali İmran 3/51
3 Enam 6/102-10
[4] Müslim 13/439
[5] Ebu Davud, sünen 4/278
[6] Mümin 60
[7] Muvatta 6/22
8 Buhari 9/459
|