Yeni Sayfa 1

Müftülüğün Anketi ?

Yaz Kuran Kurslarını; "Kur'an eğitiminde yeterli buluyormusunuz?
 

Online Misafirler...

Şu anda 10 konuk çevrimiçi
İçerik Tıklama Görünümü : 400387
Slideshow Image 1
Slideshow Image 2
Slideshow Image 3
Slideshow Image 4
Slideshow Image 5
Slideshow Image 6
Slideshow Image 7
Slideshow Image 8
Slideshow Image 9
Slideshow Image 10
Yazdır e-Posta

MAĞFİRET SEBEPLERİ

Allah(c.c.) kainatı, Kudsi İsimlerinin nakışlarıyla bezeyip, mukaddes sıfatlarının renkleriyle işleyerek özenle yaratmıştır. Onu Rahmetinin çiçekleriyle süsleyip meyveleriyle donatarak cennet sofralarına çevirmiştir. Sonra bu muhteşem kainat sarayına  insanı bir yönüyle misafir, bir yönüyle halife, bir yönüyle de has bir kul yapmıştır. İnsan Allah’ın(c.c.) kendisine tanıdığı sınırlar içerisinde hür ve tasarrufa ve yetkili kılınmıştır. İnsana tanınan bir derece serbestlik ve hürriyet, onu kulluk ve sorumluluk sınırları dışına çıkarmış değildir. Tam aksine daha fazla sorumluluk altına sokmuştur. Evet, Rabbimiz bize iman ve amel noktasında doğru olanı ve yapmamız gerekeni bildirmiş, kuralları koymuş ve bizi kurallara uyup uymamakta noktasında irademizle baş başa bırakarak,  akılsız varlıklar konumunda kalmaktan kurtarıp insan olama ufkuna yükseltmiştir. İnsanlık kendine verilen akıl ve irade ile kendisi için belirlenen sahada hür hale gelmiştir.

Evet, insan kendisine bildirilen sınırlara uyduğunda Yüce Yaratıcının(c.c.) ödülüne hak kazanmakta, sınır çizgisini aştığında da cezaya layık olmaktadır. Sınır ihlalleri cezayı gerektirmekle birlikte, sınırı ihlal eden hatasından dolayı af dilemeye, dua etmeye devam eder ve Yüce Allah’tan ümidini kesmezse, Allah(c.c.) tarafından suçunun örtülmesi ve bağışlanması her zaman için söz konusudur. Bu durum hata yapanlar için çok büyük bir ümit kaynağıdır. Bu ümidi içimizde büyüten, ümidimize ümit ve fer katan, ufkumuzu aydınlatan Kutsi hadise kulak verelim.

Enes bin malik (r.a) Peygamber(s.a.v) Efendimizden nakletti. Allah Rasulü (s.a.v) dedi ki: Allah Taâlâ(c.c.) şöyle buyurdu:

- “Ey Âdemoğlu! Şüphesiz sen bana dua etmeye devam ettiğin ve bana olan ümidini sürdürdüğün müddetçe,  isyanlarının ve günahlarının çok büyük olmasına, çoğalmasına ve tekrar ber tekrar işlenmiş olmasına bakmadan seni bağışlarım.

- “Ey Âdemoğlu!  Şayet günahların göklere yükselip bulutlara erişse,  sonra sen bana istiğfar edip kusurlarının affını dilesen ben seni bağışlarım.”

-“Ey Âdemoğlu!  Eğer sen bana yeryüzü dolusu hatalarla ve günahlarla,  ancak hiç şirk koşmamış, ya da şirki terk edip tevhide dönmüş bir mümin olarak gelsen; ben seni dünya dolusu mağfiretle ve bağışla karşılarım ve yine de affederim.[1]

Hadis-i Şerif ile ilgili şu noktaları tespit edebiliriz.

1-      Hadisi kaydeden Tirmizi sahih olduğunu belirtmiştir.

2-      Kutsi hadis, manası Cenabı Allah’a(c.c.) lafzı Peygamberimize(s.a.v.)ait olan hadistir.

3-      Cenabı Allah’ın doğrudan “Ey Âdem oğlu!” diye insanlara hitabı insana verdiği değerden kaynaklanmaktadır.

4-      Allah(c.c.) kulun duaya müdavim olmasına ve O’nun rahmetinden sürekli ümitli olmasına çok önem vermektedir.

5-      İnsan fıtratının gereği mutlaka hata yapar, günah işler. Rahmeti sonsuz Yüce Allah(c.c.) günahkar kullarına ölüm anına kadar tevbe ve af kapısını sürekli açık tutar.  Dua ve istiğfar ile o kapıya yönelen muvahhit müminlere hep açıktır.

6-      Dua, tevbe ve istiğfarların kabulü için temel şart şirkten kurtulma, tevhit inancına sımsıkı bağlı olma halidir.

7-      Günahlar ne kadar çok olsa, hatta bulutlar yüksekliğinde yer yüzünü tamamen doldursa ve tekrar tekrar yapılsa da Allah(c.c.) onu dilerse bağışlar.

Hadisten istifade edeceğimiz mana şudur.

Rabbimiz merhametlidir; affedicidir. Affetmeyeceği tek günah şirktir; O’na ortak koşmaktır. Ancak şirk koşan kişi onu terk edip samimi olarak,  bir Allah inancına dönerse şirk dahil geçmişte yaptığı tüm hata ve günahları affedilir; onlardan hesaba çekilmez. Ancak ölümün ne zaman geleceği belli olmadığından ve ölüm ile tevbe ve istiğfar kapıları kapandığından, biz her zaman tevbe, dua ve istiğfar ile Allah’ın huzuruna gitmeye hazır olmalıyız.

Hasan ERSÖZ

04.02.2011



[1]