|
|
|
ŞURA VE İSTİŞARE Şûrâ belli özellikleri olan kişilerin bir araya toplanıp belli bir konu üzerine görüş ve düşüncelerini ortaya koymalarıdır. Çok önemli ve sonuçları toplumu etkileyen konular mutlaka onlarla veya temsilcileriyle istişare yapılıp, karara bağlanmalıdır. Bu şekilde elde edilecek başarı toplumun başarısı olur. Eğer sonuç olumsuz olursa toplumun bu olumsuzluğu göğüslemesi ve bu durumdan kurtulmak için çalışması daha kolay olur. Zafer veya hezimet tek kişinin omuzlarına yüklenmemiş olur. Mekke müşrikleri Allah Rasulü 'nü(s.) öldürmek ve O'nun getirdiği Tevhid dinini ortadan kaldırmak istiyorlardı. Bu amaçla üç bin kişilik silahlı bir kuvvet toplamışlar ve uzun yolları ve çölleri geçmiş, dağları, vadileri aşmış Medine önlerine gelmişlerdi. Allah Rasulü Ashabını toplayı istişarede bulundu, kendi görüşlerini söyledi ve onların da görüşlerini sordu. Medine doğal bir kale mahiyetindeydi. Zira şehrin doğu ve batı yanı yanardağ lavlarının akması sonucu toplu geçişe izin vermeyecek şekilde sert kayalarla kapalıydı. Güneyi sık hurma ağaçları ve evlerle kapalıydı. Sadece kuzey tarafından toplu giriş mümkündü. Bu sebeple Allah Rasulü, şehirde kalıp müdafaa yapmak taraftarıydı. Bu görüşünü açıkça savundu. Ancak ashabı, özellikle Ensâr ve onların gençleri Medine’nin dışına çıkıp düşmanla orada karşılamayı ve meydan muharebesi yapmayı istiyorlardı. Çoğunluk meydan muhârebesi isteyince Peygamber Efendimiz(s.) onların dediğini kabul etmek durumunda kaldı. Evine geldi, hazırlıklarını yaptı ve iki kat zırh giydi, silahını kuşandı. Tam bu sırada, Ashâbı Kiramdan bazıları Peygamberimizin görüşüne karşı direndikleri için pişmanlık duydular ve Rasulüllah efendimizin (s.) evine gelip: - “ Ey Allah’ın peygamberi sen bizim dediğimize bakma, gençlerin aklına uyma. Kendi görüşünü uygula” dediler. Allah Rasulü (s.): - “ Hiçbir Peygamber silahını kuşanıp zırhını giydikten sonra, savaşmadan silahını çıkarmaz” dedi ve istişâre ile karar verildikten sonra kararını değiştirmedi. Kur’an-ı Kerim bu konuda şu hükmü beyan eder. “Ey Muhammed(s.) sen, Allah’ın sana olan büyük ve engin rahmet ve merhameti sebebiyle istişarenin gereğini yapmayan ashabına karşı yumuşak davrandın. Eğer katı kalpli ve acı sözlü olsaydın, etrafından dağılıp giderlerdi. O halde hata yaptıklarında sen onları affet! Hatalarının bağışlanması için Allah’a dua ve istiğfar et! Önemli işleri onlarla istişare et, görüşlerini al. İstişareler sonunda bir işe karar verdiğinde artık Allah’a dayan ve O’na tevekkül et. Şüphesiz Allah, sebepleri yerine getirdikten sonra, sonucu Allah’a bırakıp tevekkül edenleri sever[1]” Allah Rasulü (s.) hakkında kesin hüküm ve vahiy bulunmayan konularda ashabıyla istişare ederdi. Kişisel meseleleri ilgili taraflarla istişare yaparak çözerdi. Genel anamda istişare sünnet olmakla birlikte bazı önemli konularda farz derecesindedir. Allah Resulü (s.) Bedir, Uhud ve Hendek savaları öncesi istişarede bulunmuş ve uygulamıştır. İstişarede ortak akıl ortaya çıkar. Ferdi kararlarda kişi ne kadar akıllı olursa olsun yanılma ihtimali daha yüksektir. Asrımızda istişare farz desek mübalağa yapmış olmayız. Bilhassa Müslümanların cemaatini ilgilendiren konularda istişareyi terk etmek günahtır. Çünkü bir yöneticinin hatasının bedelini bütün Müslümanlar ödemektedirler. Allah Rasulü (s.) : “ İstişare eden pişman olmaz[2]” buyurmuştur. 19.04.2010 Hasan ERSÖZ
[1] Âli İmrân 3/159 [2] Taberânî, Mu'cem’ül-Evsat 14/394, 3/17, 3/198 |











