Yeni Sayfa 1

Müftülüğün Anketi ?

Yaz Kur'an Kursları Hakkındaki Düşünceniz Nedir?
 

Online Misafirler...

Şu anda 5 konuk çevrimiçi
İçerik Tıklama Görünümü : 100164
Slideshow Image 1
Slideshow Image 2
Slideshow Image 3
Slideshow Image 4
Slideshow Image 5
Slideshow Image 6
Slideshow Image 7
Slideshow Image 8
Slideshow Image 9
Slideshow Image 10
Yazdır e-Posta

ÜMMÜ HALİD EMET (R.)

ALLAH RESULÜNÜN (S.) ÖRNEK DAVRANIŞI

Ümmü Halid Emet (r.)  cıvıl cıvıl sevgi, kıpır  kıpır neşe dolu, beş-altı yaşlarında küçük bir kız.  Annesi ve babası Mekke’li ama o, Habeşistan doğdu. Babası Halid(r.) ve annesi Ümeyne’nin(r.) kurduğu yuvada sıcak ilgi ve sevgi ortamında çocukluğu geçti.

Ümmü Halid Emet (r.)   yaşıtı kızlar gibi hakir görülmedi, horlanmadı ve dışlanmadı.  O yıllarda kadınlar ve kızlar horlanıyor, hırpalanıyor,  itilip kakılıyor, mal gibi alınıp satılıyordu.

Evet, o devirde babalar, Emet yaşındaki küçük kızlarının elinden tutar:

-     Haydi kızım, seni dayına  götüreyim,  der ve alıp çöle götürürlerdi. Önce bir çukur açar, ardından  bahar çiçekleri kadar saf, masum ve güzel kızlarını acımasızca çukura iter,  üstünü kumlarla kapatıp diri gömerlerdi. Sonra da Allah’ın Arşını (c.c.) titretecek derecede, korkunç, insafsız, acımasız ve vicdansız bu cinayetle rahatlamış olarak, zafer kazanmış kahraman edasıyla, göğüslerini gere gere yaşadıkları topluma geri dönerlerdi. Toplumda değerler bu derece tersyüz edilmişti.

Emet(r.) bu felaketleri yaşamamıştı.  Çünkü onun babası Müslüman’dı. Müslüman sevgi dolu, şefkat dolu olurdu. Yüreğinde insan sevgisi, yuvasında huzur ve mutluluk olurdu. Nitekim Babası Emet’in elinden tutmuş, çöle değil, Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed’e (s.) götürmüştü.  Son Peygambere,  şefkat ve merhamet abidesine, Allah Resulüne götürmüştü. Evet, o çok şanslıydı, çünkü o, Müslüman bir babanın ve annenin sevgi çiçeği kızlarıydı.

Babası Halid(r.) altıncı  Müslümandı. Annesi Ümeyne (r.) de ilklerdendi.

Halid ve Ümeyne (r.) çifti  Müslüman olunca çile başladı. Putlara tapmayı bıraktılar diye akrabalarından zulüm ve işkence görüyorlardı. İşkenceler dayanılmaz bir hal alınca Şefkat ve Rahmet  Peygamberi (s.) onların Habeşistan’a hicretlerini sağladı.

Anne Ümeyne gurbet topraklarında önce ağabeyi Said’i, bir zaman sonra biricik kızı Emet’i dünyaya getirdi.  Habeşistan’da  on üç yıla yakın kaldılar. Rahatları gayet iyiydi. Habeş kıralı Necâşî ile dostluk kurmuşlardı ama Hz. Peygamberden ayrı yaşamanın hasreti dayanılmazdı. Üstelik   Allah Resulü(s.)  ve işkenceye maruz kalan  Müslümanlarda Medine’ye Hicret etmek zorunda kalmışlardı.

Resulüllah’ın (s.) Hicret’inin üzerinden altı yıl geçmişti. Bu süre zarfında Bedir, Uhud, Hendek savaşları yaşanmış, Hudeybiye antlaşması yapılmıştı. Habeşistan muhacirleri, Hz. Peygambere (s.) ve Peygamber  şehri Medine’ye Hicret yolundaydılar. Ümmü Halid Emet’in ailesi de muhacirler içindeydi. Allah Resulü(s.) de Hayber kalelerini fethetmiş Medine’ye dönüyordu. Medine’ye aynı günlerde vardılar. Resulüllah (s.) onların dönüşüne çok sevinmişti.  Bu günlerden birinde Emet’in babası Halid ve arkadaşları Allah Resulünü(s.) ziyarete gitmişlerdi. Halid  kızı Emet’i de elinden tutup  Allah Resulüne (s.) götürmüştü. Emet Habeşistan doğumluydu ve  Habeş dilini konuşup anlayabiliyordu.

Misafirlerine hediyeler vermek Resulüllah(s.) Efendimizin adetiydi. Ziyaret sırasında  Allah Resulüne(s.)  sarı renkli , siyah ve kırmızı çizgileri olan bir kumaş getirildi. Yanında bulunan topluma bunu kime giydireyim, diye sordu. Kimse konuşmadı.  Resulüllah Efendimiz(s.)  küçük  Emet’i kastederek: Bana Ümmü Halid'i getirin, dedi. Ümmü Halid Emet’i (r.) getirdiler. Elbiseyi ona giydirdi.   Elbise küçük kızın çok hoşuma gitmişti. Sevicine diyecek yoktu. Çocuğun sevici Resulüllah’ı (s.)  da sevindirmişti.  Allah Resulü (s.)  ve onunla Habeş’çe konuşup “ seneh, seneh”  dedi. “Güzel mi, güzel mi?” , “Beğendin mi, beğendin mi”  diyerek onunla ilgilendi. Sonra Resulüllah(s.) elbisenin siyah ve kırmızı çizgilerine bakıp,  eliyle dokunarak küçük kıza:  “ Üstünde eskisin, böyle nice elbiseler eskitesin, ömrün uzun olsun yavrucuk”[1], diye  dua etti.[2]

Kız  Resulüllah(s.) Efendimizden yüz bulunca arkasına dolandı  ve elini Allah Resulünün iki omzu arsındaki Peygamberlik Mührü’nün üzerine koydu  ve onunla  oynamaya[3] başladı. Babası Halid  küçük Emet’i  Resulüllah’ı(s.) rahat bırakması için uyardı.  Allah Resulü(s.) babasına: " Dokunma çocuğa, bırak oynasın” dedi.

Küçüklüğünde Resulüllah Efendimizi(s.) ziyaret eden, ondan hediye alan ve iltifatlar gören Ümmü Halid Emet(r.) büyüyünce Resulüllah’ın sahabesi oldu ve O’ndan hadis rivayet etti.[4]

Hadis’ten alabileceğimiz ibret dersleri:

1-      Resulüllah Efendimiz(s.)  ziyaretine gelen misafirleriyle küçük büyük demeden bizzat ilgilenirdi. İkramda bulunur, hediyeler verir, memnun etmek için çalışırdı. Çocukları çok sever, bilhassa kız çocuklarına özen gösterirdi. Sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşırdı. Emet’le Habeş dili konuşmuştu. Bu konularda Efendimizi (s.)  örnek almalıyız.

2-      Küçük kızın elbiseyi beğendiğini görünce Efendimiz(s.) onun sevincini arttıracak sözler söylemiş, uzun yaşaması, nice elbiseler eskitmesi için ona  dua etmiştir.

Çocuklarımıza  güzel söz, tatlı dil ile hitap etmeli, iyilikle dua etmeliyiz. Dua  çocuklarımızın yetiştirilmesinde çok önemlidir.

3-      Efendimiz(s.)küçük kızın sevgi ve güvenini kazanmıştı. Bu sebeple küçük kız arkasına dolanıp iki omuzu arasındaki Peygamberlik mührüyle oynamaya cesaretlenmişti.

Çocukların güvenini kazanmanın, eğitim ve terbiye için temel şart olduğunu, güven olmadan eğitimin olamayacağını anlıyoruz

4-     Babası kızı uzaklaştırmak isteyince Peygamberimiz, rahat bırakmasını istemişti. Bu da güvenin kazanılması, sevginin kökleşmesi için çok önemlidir. Çocuklarımızın güvenini kazanmalıyız.

5-       Peygamberimizin(s.) Küçük kıza bu ilgisi, geçmişte kız çocuklarını hor ve hakir gören bir topluma kızların değerini anlatması bakımından büyük önem taşımaktadır.

6-      Çocuklarımızı sevgiyle büyütmeli ve sevgiyle eğitmeliyiz.

10.03.2010, Hasan ERSÖZ


[1] Hâkim el-Müstedrek 17/242

[2] Hâkim el_Müstedrek 5/77

[3] Şuab'ul- iman, Bey haki 13/289

[4] Hâkim, Al-Müstedrek 11/ 467