Yeni Sayfa 1

Müftülüğün Anketi ?

Yaz Kur'an Kursları Hakkındaki Düşünceniz Nedir?
 

Online Misafirler...

Şu anda 4 konuk çevrimiçi
İçerik Tıklama Görünümü : 100170
Slideshow Image 1
Slideshow Image 2
Slideshow Image 3
Slideshow Image 4
Slideshow Image 5
Slideshow Image 6
Slideshow Image 7
Slideshow Image 8
Slideshow Image 9
Slideshow Image 10
Yazdır e-Posta

AİLENİN DİREĞİ EŞLER

Ailenin direği eşlerdir. Onlar olmadan maddi ve manevi anlamda Dünya mutluluğu ailede kazanıldığı gibi, ahiret mutluluğunu kazanma şartları da büyük ölçüde aileye bağlıdır.

Evlenip bir aile oluşturmadan elde edilen dünya mutlulukları gençlik günlerinde kısa bir süre mutluluk verir gibi olabilir, ancak bu mutluluk rüyada cennete gitme gibidir. Uyanınca bütün lezzetler uçar gider ve gençliğin sefahatte geçen günlerinden geriye acılar, üzüntüler ve ayrılık hasretleri kalır. Geçliğin haram lezzetleri kısa ve geçici; acıları ve üzüntüleri ise kalıcı ve daimidir.   Bir parmak zehirli balı yedirir ve bir saniye ağzını tatlandırır; ardından günlerce acılar ve sancılar içinde kıvrandırır. Bu mutluluk değildir.

Mutluluk helal ve meşru lezzetlerdedir. Bu ise ancak aile yuvasında elde edilir.

Ailede eşler maddi olarak olduğu gibi, görevlerini tam yaparak manevi olarak ta olmalıdır. Görevini ihmal eden eş, maddi olarak olsa bile manen yoktur. Bu ailenin dengesini bozar, mutluluğu yıkar.

Ayrıca eşler arasında sevgi, aşk, merhamet ve şefkat gibi çok kuvvetli manevi bağlar vardır. Bu bağlara en fazla zarar veren ve mutluluklarını baltalayan yine eşlerdir.

Bizi, içimizdeki sevgiyi ve karşı cinse olan ilgimizi yaratan Allah şöyle buyurur:

“(Ey insanlar) Allah, kendileriyle huzur bulasınız, sükûnete ve dinginliğe eresiniz diye, sizin için kendi öz nefsinizden/cinsinizden eşler yarattı. Ve yine Allah sizin için eşlerinizden oğullar ve torunlar yarattı; sizi hoşunuza gidecek temiz ve leziz gıdalarla rızıklandırdı. Bütün bu nimetleri bizzat görüp ve içinde yaşayıp dururken, bir kısım insanlar Allah’a şirk/ortak koşuyor ve batıl tanrılara mı inanıyorlar! Faydalanıp durdukları bu nimetler sebebiyle Allah, onlardan şükür ve teşekkürü; samimi ibadeti hak etmiyor mu? Böyle olduğu halde, bu değerli nimetleri ve o nimetlerin sahibini inkâr mı, ediyorlar!”[1]

Bu ayetten şu hususları anlıyoruz:

1-Yaratıcı Allah’tır.

2- Allah önce Âdemi sonra eşi Havva’yı yaratmıştır.

3- Erkek ve kadın aynı cinstendir, aynı malzemeden yaratılmıştır, aynı özellikleri gösterir.

4- Neslin devamı ve yeni nesillerin yaratılmasında Allah erkek ve kadını sebep kılmış, rol vermiştir. Başlangıçta roller eşit olmakla birlikte hamilelik ve daha sonraki dönemlerde annenin rolü babanın rolünü üçe katlamıştır.

5- Allah’ın yaratma sıfatının yansıması olan yaratılış son derece mükemmeldir ve sanatlı bir yaratılış söz konusudur. Bir eş, kendisi gibi eş olabilecek bir bebeğin dünyaya gelmesine vesile olmaktadır.

6-  En değerli görülen ve sevinç vesilesi sayılan oğulların ve torunların yaratılışına, anne rahminde inşasına da, Allah eşleri vesile yapmıştır.

7-Erkeklerin mutluluğuna sebep ve vesile olan hususlarda çoğunlukla eşleri pay sahibidir. Bu durumda hanımların beylerinden sevgi, saygı, hizmet, hürmet ve teşekkür görmeleri, baş tacı edilmeleri haklarıdır. Erkeklerin de bu görevleri ifa etmeleri vazifeleridir.

8- Allah hem erkekleri hem eşlerini yaratmanın yanında, temiz, leziz, taze ve güzel rızıklar da yaratmıştır.

9- Kadınlar ve erkekler birbirlerine eş olmaktan, aralarındaki, aşk, sevgi şefkatten zevk ve lezzet aldıkları gibi, bu aşk ve sevginin tomurcuk gülü oğullar ve torunlardan da derin bir lezzet ve engin bir zevk alırlar. Ayrıca mis kokulu, temiz, ve leziz rızıklardan faydalanırken de lezzetlerine lezzet, zevklerine zevk katarlar.

10- Bir de insanlar, bütün güzel nimetlerden faydalandıkları halde Allah’ı bırakıp batıl tanrılara inanıyor, Allah’ın nimetlerini inkâr ediyorlar öyle mi? Bu olacak şey midir, hayret!   

Evet, eşler mutluluk ve huzuru birbirinde aramalı, gül kokulu çocuklarıyla mutluluklarına mutluluk katmalıdırlar. Dünyanın güzel nimetlerini de mutluluk vesilesi bilmeli ve bu nimetlerin asıl sahibi olan Allah’a hamd ile şükretmelidirler.

25.04.2010

Hasan ERSÖZ

 


[1] Nahl 16/72

 
Yazdır e-Posta

AİLENİN ÖNEMİ

İnsanlığın yapı taşı ailedir. Aile bir yuvadır. O yuvada dünyaya gözünü açan yavrular ilk eğitimlerini de orada alırlar. Bu eğitim insan hayatını baştan sona bir bütün olarak kapsayacak, etkisini sürdürecek bir eğitimdir. Aile okulunda başöğretmen annedir; baba da bir öğretmendir; ancak annenin rolü daha etkili ve daha derin ve kalıcıdır. Elbette ki Âdem ve Havva da bir aileydiler; onlar ilk ve örnek aile oldular. İnsanlık o ailenin ürünüdür.

Eğitim ve öğretimde en birinci ocak, en birinci okul ve kuruluş ailedir. Aile dışlanarak tam ve başarılı bir eğitim-öğretim düşünülemez. Tarihte bunu denemeye kalkanlar hep hüsrana uğramışlardır. Bunlar “ yepyeni bir nesille pırıl pırıl bir millet yaratma iddiasıyla ortaya çıkmışlar, ancak en başta kendi nesillerini ve milletlerini mahvetmiş, hüsrana uğratmışlardır. Su mecrasında akarsa güzeldir.  Eğer nehirler yatağında tersine akıtılabilseydi; ailesiz bir eğitim belki başarılı olabilir ve insanları mutlu edebilirdi. Ne yazık ki bu şimdiye kadar mümkün olmamıştır; bundan sonra da olamaz.

Yeni nesiller için en önemli mesele eğitim, öğretim ve terbiyedir. Terbiye yuvadan başlarsa faydalı ve kalıcı olur; huy ve karakter haline gelir. Ancak her yuvada da terbiye verilemez. Terbiye verecek yuvanın terbiye kurallarına uygun kurulmuş ve o kuralları uyguluyor olması gerekir. Nikâh akdiyle kurulmamış, gezici ve geçici arkadaşlıklarla; birlikte yaşayıp, yuva kurduğunu zannedenler, hayal görmektedirler. Bunlar çocuk sahibi olsalar bile, onun yetiştirilmesinde başarılı olamazlar. Bir de babaya bile ihtiyaç duymadan sperm bankalarından temin edilen spermlerle çocuk yetiştirme peşinde olanlar vardır. İhtiyacını dilediği ile görüp, bir kişiye bağlı kalmadan özgür yaşadığını ve mutlu olduğunu sananlar; kendilerine ve emeklerine yazık etmekle kalmayıp masum yavrulara da yazık etmektedirler. Çünkü insan duyguları olan bir varlıktır.Çocuğun duygularını hesaba katmayanlar onu insan dışı, hatta hayvan dışı, bir varlık olarak algılama yanılgısına düşerler.

İdeal nesiller için ideal bir aileye ihtiyaç vardır. Aile toplumu ayakta tutan en önemli rüknüdür, ana direktir. Bu direk sağlamsa millet ve toplum sağlam olur. Direkleri ve kolonları çürük bir binadan ne fayda umulur?

Ailenin reisi babadır ancak yuvasının merkezinde anne vardır. Annenin ahlakı ve karakteri aileye aynen yansır. Kapıdan girince evde göze çarpan onun rengi,  soluklanan onun atmosferidir. Evdeki çocuklar bütün gün onun ikliminde yaşamaktadır. Onun için erkek,  eşini seçerken duygularını dikkate aldığı kadar, objektif akıl ve mantık öngörülerini de dikkate almalıdır.

Sırf duygusal sebeplerle ya da salt akıl ve mantıkla yapılan evliliklerin yürümediği, yürütülse bile iyi bir meyve vermediği aşikârdır.

Mutluluk, âşık olmakla, zenginlikle, lüks yaşamakla,  hizmetçileri olmakla, helal haram kavramları olmadan başıboş yaşamakla elde edilen bir meta ve kıymet değildir. Mutluluk, elde edilmesi ve korunması zor olan bir kavramdır. Çünkü insanın duyguları dünyanın sınırlarını aşarak, ebed'lere uzanmaktadır. Bu ise inanmayı ve inandığı prensiplere göre yaşamayı;  bir hedef ve gayeye bağlanmayı icap ettirir. Duyguları dünyayı aşan insan, sadece dünya mutluluğu hedeflenerek eğitilirse, ileriki yaşlarda kendini; kış günü soğukta uyuyup, üzerine örttüğü yorgan başını ve ayaklarını açıkta bırakan insan gibi hissedecektir.

28.02.2010; Hasan ERSÖZ